magazine’ Kategorisi için Arşiv
Üstsüz Olarak jet-ski Kullandı
08 Ağustos 2010 Yazan yonetim
AHU ÜSTSÜZ!
Tangalı fotoğrafları ile bir süre önce basına yansıyan Ahu Tuğba’nın medya gündemi devam ediyor. Uzun süredir magazin basının çarpıcı gündemine malzeme olmaktan kurtulamayan oyuncunun şimdi de balayında üstsüz kullandığı jet-ski ile konu olduğu görülüyor. Nedense adı bilinmeyen eşi ile birlikte balayını geçirdiği Kos adasında tangalı fotoğrafları basında yer alınca “Beni bir kez daha tangalı göremeyeceksiniz” açıklaması yapan Ahu Tuğba, bu kez de üstsüz yakalandı.
Kos Adası’ndan dönüşte denize girmek için uğradığı Gündoğan Beldesindeki Loca Beach’de ortamın sakin olmasını fırsat bilerek üstsüz jet ski keyfi yaparken görüntülenen Ahu Tuğba rahat tavırlar sergiledi
Popularity: 1% [?]
Seksi Görünmenin Yolları
19 Temmuz 2010 Yazan yonetim
Seksi Görünmenin faydası nedir ve nasıldır bilinmez ama büyük bir gazetenin web sayfasında seksi görünmenin 10 yolu diye bir başlık açılmış. Gazeteye göre;
Günde bir kaç kez banyo yapacakmışsınız. ve vücudunuzu güzel kokulu bir sabun ve sünger yardımı hafifçe bastırarak yıkayacakmışsınız… Efendim sonra da yani banyodan sonra da nemlendirici sürecekmişsiniz.. Gazeteye göre seksi olmanın bir yolu da dişlermiş. Diyor ki seksi bir görünüşün olmazsa olmazı temiz ve sağlıklı dişler. Dişlerinizi günde en az 2 kez fırçalayın.. Bakın şimdi sağlıklı dişler yerini sesksi dişlere bırakmış.. Seksi olmaya devam ediyoruz. Efendim, konuşurken karşınızdaki insanın yüzünüzden sonra en çok dikkat edeceği yer elleriniz olacaktır. El ve ayak tırnak bakımına her hafta yeterli zamanı ayırımanız gerekliymiş!
Saçlarınızı değiştireceksiniz.. Kuaföre gidip kendinizi daha emin hissedeceksiniz.. Saçlarınızı değiştirin hemen… Kuaföre gidin ve kendinizi daha emin hissedin…
Giysilerinize önem verin mutlaka. Vücut şeklinize göre giyinin ve kusurlarınızı kapatıcak küçük aksesuarlar kullanmalısınız.. Makyajınızda değişiklik yapıp, sürekli kullandığınız rengi ve stili değiştireceksiniz…
Formada kalın! Tüm vücudu aynı anda çalıştırabilecek sporlar seçin.. Pozitif enerj yayın ve etrafınızdakiler tarafından vazgeçilmez olun.. Dik durun,dik yürüyün…Bu imajınızı ortaya koyar.. Kendinze güvenin diye devam ediyor yazı. hadi bakalım hep beraber seki olalım. Bütün dünyanın seksi kadınları birleşin:)
Popularity: 1% [?]
Depresyon ve panik atak
18 Temmuz 2010 Yazan yonetim
Panik atak sırasında sık sık ve derin nefesler almaya başlayan kişi, bir süre sonra bayılır. Çünkü çok sık nefes almak oksijeni artırıp karbondioksiti azaltarak kandaki asit-baz dengesini bozar. Vücut bu riski bayılarak yok eder. Panik atak geçirenlere bir dakikada 10′dan fazla derin nefes almaması önerilir
Çarpıntı, terleme, göğüs ağrısı gibi belirtiler nedeniyle sık sık kalp kriziyle karıştırılan panik atak hastaların bir yıl içinde sayısız kez hastaneye gitmesine yol açan bir rahatsızlık. Prof. Dr. Esat Göktepe, bu yaygın ruhsal hastalığın oluşumu ve tedavi yöntemleriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.
Panik atak nedir? Panik bozukluğu denilen bir hastalığın parçası olarak ortaya çıkar. Panik bozukluk aşırı kaygı, korku, kötü bir beklenti içinde olmaya neden olan ruhsal bir hastalıktır. Kişi gerilimini ve kaygısını kontrol edemez. Bu yüzden de onu rahatsız eden olaylardan kaçınır. Panik atak, bunun en üst seviyeye ulaştığı, belirtilerin en şiddetli olduğu durumdur. İnsanlar böyle bir şey yaşadıkları zaman çıldıracak ya da ölecekmiş gibi hissederler. Mesela Boğaziçi veya Fatih Köprüsü’nün üstünde trafik sıkıştı ve otomobilin içinde mahsur kaldınız. Hareket edemiyorsunuz, bir yandan da köprünün aşağı yukarı sallandığını fark ettiniz. Bu durum panik bozukluk yaşayan birini aşırı şekilde korkutabilir. Ona köprü çökecek, bütün araçlar denize dökülecekmiş gibi gelebilir. Kişi bir çıkmazda olduğunu ve oradan uzaklaşması gerektiğini düşünerek otomobili terk edip yürümek isteyebilir. Çoğu zaman soluğu acil serviste alır.
Panik atağın belirtileri neler? Çarpıntı, kalp atımlarında artma, terleme, titreme, nefes darlığı, boğuluyormuş gibi olma, göğsün sıkışması, göğüste ağrı, bulantı, yere düşecek gibi olma, kontrolünü kaybetme, çıldırma veya rezil olma korkusu… İlk başta huzursuzluk, sıkıntı, göğüste darlık hissi göze çarpar. Atak sırasında, tansiyon artışı nedeniyle baş ağrısı da görülür. Ağrı özellikle başın arka kısmında kendini gösterir. Hasta çevreyi olduğundan farklı, tehdit edici olarak algılar.
‘Karnımda kelebekler geziyor’…Karındaki hisler de önemli bir belirti. İngilizler bu durum için ‘Karnımda kelebekler geziniyor’ benzetmesini yaparlar. Bizim hastalarımız da genellikle karındaki bir hissin yukarı doğru yükseldiğini ve bu hissin nefes almalarını engellediğini söyler. Kişi olumsuz duygular geliştirir, kendini depresif hisseder. Ağlayabilir. Aslında ağlamak bir boşalma aracıdır, rahatlatır. Hasta açısından en büyük sorun, ölüm korkusudur. Halbuki gerçekte ölüm tehdidi yoktur.
Ataklarda soluk alışı nasıl değişir? Kişi nefes alma güçlüğü çeker. Bu nedenle sık sık derin nefesler almaya başlar. Hipervantilasyon olarak tanımladığımız bu durum bayılmayla sonuçlanır. Normalde kandaki asit-baz dengesinin korunması gerekir. Ama çok sık nefes almak kandaki oksijen miktarını artırıp karbondioksiti azaltır. Eğer bu devam ederse bedenimizde varolan dengeleri bozacaktır. Vücut riski yok etmek için bayılma mekanizmasını devreye sokup tedbir alır. Bayılmalar bu açıdan hayat kurtarıcıdır. Hızlı nefes almakla ortaya çıkan riskleri ortadan kaldırmak için hastalara şunu öneriyoruz: Saniyeli saatinize bakıp bir dakika içinde 10 defadan fazla derin nefes almayın.
Acil servis ziyaretleri
Panik atak genellikle hangi hastalıklarla karıştırılıyor? Göğüste sıkışma olduğu için çoğu zaman hastalar, kalp krizi geçirdiklerini düşünüyorlar. Hastane acillerine başvurduklarında hastalara ilk yapılan tetkik genellikle kalp elektrosu olur. Bazı hastalar her atak olduğunda ‘Kalp krizi geçiriyorum’ diye hastaneye koşar. Kalple ilgili muayeneye gidip bir sorun olmadığını öğrenen kişi, bu kez de ‘Tansiyonum yüksek, acaba beyin kanaması geçirir miyim?’ diye endişelenmeye başlar. Panik atak, şeker düşmesiyle de karıştırılabilir, hipoglisemi dediğimiz bu rahatsızlıkta terleme, ölecekmiş gibi hissetme, bilincin kaybolacağı endişesi gibi panik atağa benzeyen belirtiler var. Bu yüzden hekim şeker ölçümü isteyebilir. Ancak acil servislerde bazen yanlış birtakım uygulamalara da rastlıyoruz. Uzman olmayan hekimler hasta ve yakınlarının telaşına katılarak hemen yatıştırıcı enjeksiyona sarılıyor. Tabii ki hastayı rahatlatmak ön planda, ancak bu, hastayla konuşarak da sağlanabilir. Ciddi risk olduğu düşünülüyorsa, mesela gerçekten tansiyon yükselmişse o zaman enjeksiyon beklemeden uygulanabilir. < ilaçlar hangi enjeksiyonla geçirenlere atak panik>Genellikle yatıştırıcı ilaçlar tercih ediliyor. Türkiye’de sıklıkla Diazem denilen ilaç uygulanıyor. Bu noktada da dikkatli olmak gerekir. Bu sakinleştirici hastaya kalçadan yapılmalı. Eğer damar yoluyla hızlı bir şekilde verilirse tehlikeli durum oluşabilir.
Ataklar genelde bir saatte geçer
Ataklar ne kadar sürüyor? Bu tamamen bulunulan durumla ilgili. Mesela bazı insanlar sinema, tiyatro gibi kalabalık ortamlarda panik atak yaşarlar. Film bitmeden salonu terk ederler. Rahatsız edici ortamdan uzaklaşınca olay biter. Ya da trafikte sıkıştığı için panik atak geçiren biri yol açıldığında rahatlar. Ancak bu durumlar panik atak başlattığı için hasta zamanla bu tür ortamlardan kaçınma davranışını geliştirir. Mesela kişi, artık araba kullanamaz hale gelir ya da sinemaya gitmek istemez. Bu da korkunun yerleşmesine sebep olur. Panik ataklar bir saatten kısa süren şiddetli kaygı ve korku periyotlarıdır, müdahale edilmeze birkaç saat da sürebilir, ancak tüm gün sürmesi çok görülen bir şey değil.
Panik atakların sayısı var mı? Kişi bir gün içinde en fazla kaç atak geçirebilir? Sıklık değişkendir. Müdahale edilmeyen durumlarda bir gün içinde birkaç defa olabileceği gibi haftada bir ya da daha da aralıklı olarak panik ataklar yaşanabilir.
Kadınlarda daha fazla mı görülür? Hayır. Kadın ve erkekler panik ataktan aynı düzeyde etkilenir. Ama panikle birlikte görülen depresyon kadınlarda daha sıktır.
Tedavi ‘haz verir’…Prof. Dr. Esat Oğuz Göktepe, düzenli nefes egzersizlerinin panik atak hastalarını rahatlatabileceğini söylüyor. İşte kolayca uygulayabileceğiniz nefes teknikleri.
- Loş ışıklandırılmış bir odada hafif bir müzik açın. Sonra rahat bir kanepeye uzanarak gözlerinizi kapatın.
- Güneşin batışı, deniz kenarı gibi sessiz ve güzel yerleri hayal edin.
- Çok derin ve yavaş bir biçimde burnunuzdan bir-iki kez nefes alıp verin. Nefes alıp verirken göğsünüz değil karnınız hareket etsin. Altı saniye nefes alıp, nefesinizi verme süresini uzatın.
- Önce elinizi yumruk yaparak son gücünüzle sıkın. Daha sonra da 10 saniye kadar gevşetin. Elinizdeki gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmeye çalışın. Daha sonra ellerinizden yorgunluğun parmak
uçlarından akıp gittiğini hayal edin.
Gevşeme hareketlerini ve bundan haz alma işlemini yüz, boyun, omuzlar, sırtın üstü, kalça adaleleri, bacaklar, ayaklar, ayak parmakları ve tüm vücudunuza uygulayın.
Bir kişinin panik atak geçirip geçirmediğini verdiği fiziksel tepkilere bakarak anlayabilirsiniz. Panik sırasında hastanın gözleri faltaşı gibi açılır. Tansiyonu yükselir, kalp atışları hızlanır. Avuç içleri terlemeye başlar. Bazen yüz bembeyaz olur, kimi zaman kıpkırmızı kesilir. Bu durumu fark eden kişinin, hastaya yardımcı olabilmesi için sakin olması ve karşısındakinin sözlerini anlamayabileceği için birkaç kez tekrar etmesi gerekebilir
Genellikle telaşlı, çabuk heyecanlanan ya da takıntılı kişileri hedef alan panik atak, zamanla kişiyi günlük hayatını yaşamaktan alıkoyan, işinden gücünden eden bir hal alabilir. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Esat Göktepe, kimi zaman ilkokuldaki aşırı titiz bir öğretmenin bile tetikleyebileceği panik atakla ilgili soruları yanıtladı.
Panik atak neden ortaya çıkar? Nedenlerini tam olarak bilmesek de birtakım risk faktörlerinden söz edebiliriz. Bunların başında kişilik özellikleri geliyor. Bazı insanlar daha telaşlıdır, çabuk heyecanlanır. Telaşçı oldukları için de küçük bir aksaklığı büyük bir problem haline getirebilirler. Bu insanlarda paniğin görülme sıklığı daha fazla.
Bunun dışında obsesif (takıntılı) kişiliğe sahip olanlar risk altında. Aslında obsesifler genellikle çalışkan, dakik, vicdanlı, temiz, kendilerinden çok başkalarını düşünen, bugünün işini yarına bırakmayan kişilerdir. Yani çok iyi niteliklere sahiptirler. Öte yandan da kendilerine insafsızca eziyet edebilirler. Örneğin işini bitiremeyen bir memur bir türlü rahat edemez, evine iş taşır. Biz böyle bir kişilik yapısına sahip olanlara ‘Sanki içinizde bir polis varmış gibi hareket ediyorsunuz’ deriz. İşte bu insanların panik atak yaşaması daha kolaydır. Ekonomik zorluklar, İstanbul gibi kalabalık bir şehirde yaşamak, trafikte her gün yaşanan sıkıntılar da panik atak riski doğurur. Bir de deprem, sel, çığ gibi doğal afetlerin risk faktörü olduğunu söylemek lazım.
Ailesinde panik atak olanlarda bu soruna daha mı sık rastlanıyor? Birinci dereceden yakınlarında panik atak olanlarda bu risk yaklaşık beş kat daha fazla. Doğuştan kalıtımla geçen bazı özellikler hastalığa zemin hazırlayabilir. Bunlar çevresel faktörlerle birleşince panik atak belirebilir. Diyelim ki, siz ilkokulda çok titiz bir öğretmene rastladınız. Öğretmeniniz defterinizin kenarına kırmızı çizgi çizmenizi, sol tarafında yazı yazmamanızı, defterinizin ucunun kıvrılmamasını istiyor. İşte onun bu istekleri sizin obsesif özelliklerinizin abartılmasını sağlayabilir. Ya da herkesin başına gelebilecek işten çıkarılma, boşanma, hastalık, bir yakınının kaybı gibi olaylar genetik yatkınlığı olanlar da böyle bir rahatsızlık ortaya çıkarabilir. İnsan ilişkilerinin iyi olmaması, toplumun kendisine karşı tutum göstermesi, ayrımcılık, dışlanma da panik atak nedenleri arasında.
Hastalıklar da zamanla panik atağa yol açabilir mi? Beyinde sinir ileticisi dediğimiz bazı maddelerin azalmasına bağlı olarak panik atak ortaya çıkabilir. Özellikle serotonin dediğimiz, beynin ürettiği kimyasal maddenin eksikliği panik bozukluğunun sebebi olarak görülür.
Depresyon geçirenlerde panik atak sık mı görülüyor? Depresyon durumunda panik diğer insanlara göre yüzde 65-70 oranında daha fazla görülüyor. Birçok depresyon türünde insanlar kendilerini suçlu hissederler, sürekli bir huzursuzluk yaşarlar. Bu durum ilerler ve bir süre sonra panik atağa dönüşebilir.
Çocuklarda ender de olsa görülür
Çocuklarda da panik atak olur mu? Çok sık görmesek de çocuklarda da panik atağa rastlayabiliyoruz. Çok üzücü veya korkutucu bir olaya şahit olmak bir sebep olabilir. Ergenlerde ise sınav öncesinde sık görülebilir. Sınav heyecanı panik yaratabilir.
Bir konuda üst üste başarısızlık yaşamak panik atağa yol açar mı? Evet. Telaşlı, kaygılı birinin iş görüşmelerinde her defasında başarısızlık yaşaması sonuçta bir reaksiyon yaratabilir. Artık kişi bir sonraki iş görüşmesinde de başarısız olacağını düşünür ve panik ataklar yaşar. Biz bu duruma performans anksiyetesi diyoruz. Benzer durum erkeklerin ilk cinsel deneyimlerinde başarısız olunca da yaşanıyor. Türkiye’de genellikle ilk cinsel deneyimin genelevlerde olması ve arkadaşları tarafından sonucun izlenmesi erkeklerde endişe yaratı.
Panikle panik atak birbirinden nasıl ayrılıyor? Türkçede paniğin tam karşılığı yok. İçinde korku, kaygı, heyecan, endişe ve kötü bir beklenti gibi kavramları barındırır. Dönem dönem gelir veya aniden şiddetli olarak başlar. Bir hastalıktan bahsetmek için paniğin bir süre devam etmesi gerekir. Yoksa geçici olarak herkes panik yaşayabilir. Mesela gece sokakta yapayalnız yürürken bir ağacın gölgesi, bize takip edildiğimizi hissettirdiğinde bu yanlış algılama sonucu panik yaşarız. Bu tür yanlış algılamalar bizim herhangi bir tehlikeye karşı hazır olup olmamamızla ve başa çıkma konusundaki donanmamızla ilgilidir. Kısacası ara sıra panik yaşamanız panik bozukluğunuzun olduğu anlamına gelmez. Bizi asıl endişelendiren, paniğin şiddetinin limiti aşması ve belli bir süre devam etmesidir. Eğer yaşadığınız panikler günlük hayatınızda yapmanız gereken şeyleri engelleyecek duruma gelirse hastalıktan söz ederiz.
Hangi mesleklerde daha sık görülür? Havaalanlarındaki trafik kontrolü yapanlar. Çünkü devamlı uçakları indirip kaldırmak gibi çok büyük sorumluluk gerektiren bir iş yapıyorlar. İnsanların hayatı onlara bağlı olduğu için sürekli gergin ve stresli bir ortamda çalışıyorlar. Tıpkı acil servislerde çalışan doktorlar, kanser gibi hastalıklarla uğraşan hekimler ve hemşireler gibi.
Panik atakların ilk çıkışı nasıl olur? Genellikle olumsuz bir yaşam deneyimi, kayıp, yakınını kaybetme tehdidi, depresyon gibi nedenlerle ortaya çıkar. Ya da ilk kez karşılaşılan ve aşırı uyarılmaya neden olan bir durum panik atağı başlatabilir. Mesela ciddi bir hastalık ihtimali veya tanısının konulması, uçağa ilk kez binmek, İstanbul Boğaz Köprüsü’nden ilk kez geçmek, çok yüksek bir yere çıkıp aşağı bakmak panik atak sebebi olabilir. Daha önce karşılaşılmadığı kadar kalabalık bir ortamda bulunmak panik atağı ortaya çıkarabilir. Örneğin hacdaki kalabalık bazı insanlardaki panik atağı tetikleyebiliyor. İstanbul’un aşırı kalabalık caddelerinde kendilerini rahatsız hissedenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak panik ataklar bazen gözlenebilir bir sebep olmadan başlayabilir.
Ataklar günlük yaşamı nasıl etkiler? Açık alan korkusu olan kişiler genellikle sinema veya tiyatroda sıranın başında, ya da çıkış yerlerine yakın yerlerde oturmak isterler. Ya da hiç kalabalık ortamlarda bulunmazlar. Bir kez panik atak yaşayan kişi tekrar yaşayacağı endişesiyle birçok şeyi yapamaz. Mesela bazı kişiler seyahate çıkamaz, bazıları lokantaya gidemez, bazıları da yaşadığı şehrin belli bir bölgesinden dışarı çıkamaz. Ya da ikinci kattan daha yüksek bir yerde yaşayamaz. Bu tür kaçınma davranışı olunca korku yerleşir. Belirtiler ve sıkıntılar da artar. Artık kişinin sorunu kendi kendine halletmesi zor olur, giderek hayatı kısıtlanır.
Birinin panik atak geçirip geçirmediğini nasıl anlarız? Hastanın nefes alıp vermesinden, yüzünün aldığı şekilden uzman bir gözün panik atağı tanıması çok kolay. Panikte hastanın gözleri fal taşı gibi açılır. Tansiyonu yükselir, kalp atışları hızlanır. Avuçları terler, bazen yüz bembeyaz olur, bazen de kızarabilir. Ama bu durumu doğrulamak için ‘Kendini iyi hissetmiyorsun galiba’ diyerek kişiye yaklaşılırsa kendini ifade etmesi kolaylaşır.
Nasıl yardım edebilirsiniz? Peki atak sırasında neler yapılmalı? İlk kez bunu yaşayan biri bu konuda bilgili olmadığı için ne yapacağını şaşırır. Yardım eden kişi de paniğe kapılırsa istenmeyen sonuçlar oluşabilir. En doğrusu sakin kalmak ve bu sakinliği karşıdakine yansıtmaktır. Sık nefes alıyorsa nefesini tutması söylenmeli. Hasta o sırada adeta bilincini yitirmiş halde olduğundan, söylenilenleri duymaz ya da dikkati başka yerde olduğundan dinleyemez, anlayamaz. Sözlerimizi birkaç kez tekrarlamamız gerekir. Çoğu kez hasta hastaneye gitmeden rahatlamayacaktır. Buna karşı çıkılmamalı, hastane yolunda ‘Yaklaştık, biraz dişini sık’ şeklinde ona güvence verilmesi gerekir.
Panik atağın tedavisi var. Kişi yeniden atak geçirmesini önleyemese bile, tedavi sayesinde ataklar sırasında kontrolü elinde tutabiliyor. Tedavi yerine durumu alkol veya sigarayla bastırmaya çalışanlarıysa daha kompleks sağlık problemleri bekliyor
Panik atak geçiren kişi kendini stres altında hisseder. Stres karşısında verilen tepkileri düzenleyen sempatik sinir sisteminin sürekli uyarılmış halde olmasına yol açar. Bu durum zamanla kalp, tansiyon ve solunum yollarıyla ilgili hastalıklara davetiye çıkarır. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Göktepe, kişinin sosyal hayatının yanı sıra sağlığını da olumsuz etkileyen panik atağın tedavisini anlattı.
Panik bozukluğun tipleri var mı? Agorafobili ve agorafobisiz panik bozukluklar diye ikiye ayırabiliriz. ‘Agora’ pazar yeri, geniş meydan, ‘fobi’ de mantıksız yoğun korku anlamına gelir. Yani agorafobi açık alan korkusudur. Hasta, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkacak panik atak sırasında ‘Yardım yetişmeyecek’, ‘Kimse beni duymayacak’, ‘Rezil olurum’ gibi kaygılarla tek başına sokağa çıkmaz, açık ve kalabalık alanlarda bulunamaz, duraklarda sıra bekleyemez. Kalabalık caddeler, kalabalık mağazalar, tüneller, asansörler, metrolar, uçaklar böyle kişiler için kaçınılması gereken uyaranlardır. Agorafobi bulunmayan panik bozukluktaysa yoğun bir kaygı vardır. Hasta yineleyen panik ataklarının olabileceğine dair yoğun bir kaygı taşır.
Panik atak başka sağlık sorunlarına da yol açar mı? Panik atakla sürekli stres altında olmak bazı sorunlara neden olabilir. Stres bir uyarılmadır aslında. Vücudumuzun uyarılmış oluşu birtakım tepkileri daha çabuk vermemiz anlamını taşır. Hatta stresin bazen iyisinin de olduğunu söyleyebiliriz. Ama bazı kişiler telefon çaldığında bile kötü bir haber alacağını sanır. Böyle kötü bir beklenti içinde olmak sempatik sinir sisteminin hakimiyetine neden olur.
Sinir sisteminiz sizi yorabilir
Sempatik sinir sistemi nedir? Biz farkında olmadan vücudumuzda çalışan bir sinir sistemi var. Bu da sempatik ve parasempatik diye ikiye ayrılır. İnsanı stres karşısında koruyan, harekete geçiren sempatik sistemdir. Bu sinir sistemini vücudumuzdaki bütün kaslarda, organlarda var olan sinirler oluşturur. Parasempatik sistemse bizi dinlenmeye, uykuya, rahatlığa sevk eder. Bazı insanlarda sempatik sinir sistem hakimiyeti çok fazladır. Bu yüzden sürekli huzursuz ve telaşlı olurlar. Böyle olmaları onlar için iyi değildir. Çünkü kalp atışları sık sık hızlanır, tansiyonları yükselir. İşte bu uyarılma hali sürekli hale gelirse kalp, tansiyon, ülser, egzama, astım gibi psikosomatik bir rahatsızlığa yol açabilir. Böyle bir hastalık başladığı zaman tek başına bir iç hastalıkları uzmanının onu tedavi etmesi yerine bir psikiyatrla işbirliği yapılması gerekir.
Krizin en şiddetli derecesi nedir? Genellikle hastaneye gelenleri en şiddetli saymak lazım.
Bir kez atak geçirmek panik atak hastası olmak için yeterli mi? Evet, yeterli. Birkaç yıl önce panik atak krizi geçirmiş birinin daha sonra atak geçirmemiş olması bir daha böyle bir durumla karşılaşmayacağı anlamına gelmiyor. Ama iyi tedavi edilmişse bu durum kontrol altında tutulabilir.
Panik atağın diğer psikiyatrik rahatsızlıklarla ilişkisi var mı? Panik ataklar çoğu kez alkol kullanılarak yatıştırılmaya veya önlenmeye çalışılıyor. Bu durum alkolizme yol açabilir. Panik ataklar ve panik bozukluğu belirtileri genellikle depresyonla birlikte görülür. Fobiler panik bozukluğunda gelişen korkulardan kaynağını alır.
Panik atağın tekrarlama riski hangi koşullarla ilgilidir? Aslında en kritik konulardan biri de bu. Bir kere panik atak geçiren kişi, tekrar geçirme ihtimalini aklından uzaklaştıramıyor. Bu yüzden kaçınma davranışında bulunuyor. Biz de ne kadar sonra tekrarlayabildiğini öngöremiyoruz. Panik ataklar kişi tedavi gördükten sonra belli bir süre tekrarlamayabilir. Ama zamanla tekrarlayacaktır. Bu nedenle önlem almak ve tedavi görmek gerekir.
Peki panik atağın tekrarlamaması için neler yapılabilir? En önemlisi hastalık hakkında bilgi sahibi olmaktır. Burada hastalığın tekrar riski nedeniyle uzun süreli tedavisinin gerekeceğini baştan kabullenmek en iyi seçimdir. Gevşeme egzersizlerini öğrenmek ve kaçınma davranışına karşı koymak hastaya ciddi bir mesafe kat ettirir. Hekime danışmak, psikiyatrist kontrolünde olmak, ilacını düzenli almak da sayılabilir.
Teşhiste ‘eski dostlar’ önemli
Panik atak nasıl teşhis edilir? Öncelikle panik atakla karışan bazı hastalıkları gözden geçiririz. Örneğin, tiroid bezinin fazla çalıştığı hipertiroidi dediğimiz bir hastalık çarpıntı, terleme gibi belirtileri yüzünden panik bozukluğuyla karıştırılabilir. Yine kanda kortizol hormonunu artıran hastalıklara bakarız. Bunları ekarte ettikten sonra hastanın ruh halini anlamak için bazı testlerden yararlanırız. Hastanın öyküsünü dinlemek de çok önemli. Bu aşamada hastanın yakınlarını da dinleriz. Çünkü psikiyatri hastaları kendilerine ait bir durumun farkında olmayabilir. Örneğin ilişkilerinin nasıl etkilendiğini, geçmişe göre nasıl değiştiklerini ayırt edemeyebilirler. Yakınlarından aldığımız ‘Eskiden bu kadar sinirli değildi’ gibi bilgiler bizim için çok önemli. Bir de bizim hastalarımızın bir kısmı belirtilerini saklama eğilimdedir. Farkında olmadan, kendilerini kötü bir halde göstermemek için durumlarını inkar ederler. Bu nedenle varsa eşiyle, anne-babasıyla veya onu yıllardır tanıyan arkadaşlarıyla görüşüyoruz. Tanı koyarken, ruhsal hastalıkları, kişilik özelliklerini, yaşanmış fiziksel hastalıkları, son bir yılın nasıl geçirdiğini ve sosyal uyumunu bilmek bizim için çok önemli.
Peki nasıl tedavi edilir? İlaçlar ve psikoterapiyle. İlaç tedavisinde yatıştırıcılar ve özellikle antidepresanlar kullanılıyor. İlaçlar bir süre alındıktan sonra etkileri ortaya çıkar ve hastanın yaşamı rayına girer. Yatıştırıcılar mümkün olduğunca kısa süre kullanır, asıl tedavi edici etkisi olan antidepresifleriyle sürdürürüz. Psikoterapi hastanın yaşamını sağlıklı olarak devam ettirmesinde önemli rol oynar. Ailenin de tedavinin içinde olması, hekimin işini kolaylaştıracaktır.
Tedavi süresi en az iki yıl olmalı
İlaç tedavisi ne kadar sürüyor? Panik atak geçiren hastalarda tedavi süremiz iki yıldan az olmamalı. İlk aşamada tedavi süresi olarak iki yılı duymak bazı hastalar için moral bozucu olabiliyor. Ancak ilaç tavsiye edildiği gibi kullanılmazsa hastalığın tekrarlaması kaçınılmaz.
İlaçların yan etkileri var mı? Sağladığı avantajlar göz önünde bulundurulduğunda yan etkiler çok önemli boyutta değil. Hastalar uzun süreli kullandıklarında ilaç aldıklarını bile farketmezler. Her ihtimale karşı yılda bir kez karaciğer testlerinin yapılması uygundur. Bir de ilacın mutlaka azaltılarak kesilmesi gerekir.
Tedaviye rağmen panik atakların tekrarlama olasılığı ne kadar? Tedavi birkaç ay gibi kısa sürelerle yapılmışsa hastalığın tekrarlama riski yüzde 100′dür. Uzun süreli tedavide küçük bir tekrarlama riski vardır, ancak bu tür olaylarda belirtilerin şiddeti çok daha düşüktür.
Hastalara önerileriniz neler? Hastalar uyarıcı olan çay-kahve kullanımını azaltmalı, koyu kahve ve çay kullanımından vazgeçmeli. Hastalık belirtilerinin bastırılmasında alkol kullanılmamalı, stresi yaşamanın kaçınılmaz olduğu düşünülerek başa çıkma yolları (örneğin gevşeme egzersizleri) öğrenilmeli ve uygulanmalıdır. Sigaranın sıkıntıyı giderdiği düşüncesi yanlıştır, sigaraya hiç başlamamak gerekir.
‘Eleştiri’ değil destek sağlanmalı
Hasta yakınlarına öneriler? ‘Bir şeyin yok, evham yapıyorsun, her şey senin elinde’ gibi cümlelerle hastaya yaklaşmamak, paniğin kişinin kontrolü dışında olduğunu bilmek ve onu anlamak gerekir. Eleştirmek, küçük düşürücü davranışlarda bulunmak hastayı daha da güç bir duruma düşürebilir. Ona zor durumdayken yardımcı olup tedavinin sürdürülmesi için teşvik ediniz. Gerektiğinde uzmanından yardım almaktan kaçınmayınız.
Sık sık ‘depresif ruh hali’yle karıştırılan depresyon, beyin biyolojisiyle ilgili ‘ciddi’ bir psikiyatrik hastalık. Peki sizinki depresif ruh hali mi, yoksa depresyon mu?
Son zamanlarda kendinizi değersiz, karamsar ve sinirli mi hissediyorsunuz? Nedensiz ağlama nöbetleri, konsantrasyon güçlüğü gibi şikâyetleriniz mi var? O halde dikkat, depresyon kapınızı çalıyor olabilir. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Verimli depresyonu ve belirtilerini anlattı
Depresyon nedir? Depresyon bir beyin hastalığıdır. Belirtileri tanımlanmış, tedavisi mümkün bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Halk arasında söylenen geçici, duygusal keder ve neşesizliklerden öte depresyon çok ciddi bir beyin rahatsızlığıdır, mutlaka iyi tanınmalıdır.
Genel belirtileri nelerdir? Belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz: Sosyal yaşamdan uzaklaşma, günlük aktivitelere ilginin azalması, sık sık ağlama isteği, kişisel bakımda özensizlik, umutsuzluk, kimsenin kendisiyle ilgilenmediği düşüncesi, alkol ya da madde kullanımına başlama, suçluluk duyguları, karamsarlık, kaygılar, kendine güvenin azalması, konsantrasyon güçlükleri, sinirlilik, uzun süren üzüntü, tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, çoğalan ya da azalan enerji düzeyi.
Uyku düzensizlikleri bir işaret…Depresyonda dikkat çekici bir başka belirti uykuda düzensizliklerdir. Bu, aşırı ya da çok az uyku şeklinde kendini gösterebilir. Bir diğer önemli belirti, iştahın aşırı artması veya azalması. Ayrıca hastalarda neşesizlik, hayattan keyif almama, tahammülsüzlük, cinsel istekte azalma, bakımsızlık, içekapanıklılık, sürekli geçmişe yönelik hataları düşünme, kendini değersiz görme, yorgunluk, kendini boşlukta hissetme de depresyonda sık görülen şikâyetler.
Depresyona girmede neler etkendir? Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Araştırmalar, depresyon geçirenlerin akrabalarında da depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor. Herkes her gün pek çok kederle karşılaşıyor. Bu faktörler yatkınlığı olanlarda depresyonu tetikliyor. Ama yakınlarında depresyon olanların tamamı depresyona girecek diye bir şey söylenemez.
Hormonlardaki bozukluklar depresyon nedeni mi? Evet. Mesela mutluluk hormonları dopamin, serotonin, endorfinle duyguları dengeleyen hormon melatonindeki bozulmalar depresyon nedeni olabilir. Ayrıca depresyon bazı hastalıklar sonucunda da ortaya çıkabilir. Örneğin beyin kanaması, beyin travması ya da beyin damar hastalıklarıyla ilgili geçirilmiş bir rahatsızlıktan sonra depresyon görülebilir.
Hastalıklar ve depresyon…Alkol ve madde kullanımı, tiroit hormonundaki dengesizlikler, guatr hastalığı, şeker hastalığı, yatağa bağımlı hastalıklar depresyon yaratabilir. Ergenliğe, menopoza girme, doğum gibi vücut kimyasındaki değişikler önemli bir depresyon nedenidir.
İlaçlar depresyona yol açabilir mi? Uzun süreli kullanılan bazı ilaçlar depresyondan sorumlu olabilir. Bazı kanserler ve yüksek tansiyon hastalığında da depresyon ortaya çıkar. Bununla birlikte panik fobiler, takıntılar gibi anksiyete bozuklukları, bulumia ve anoreksiya gibi yeme bozuklukları, duygu durum bozuklukları ve şizofreni gibi rahatsızlıkların ortak paydası depresyondur. Depresyona işsizlik, boşanmalar, ayrılıklar, hava, yol durumu gibi faktörler de yol açabilir. Ancak bu faktörler depresyonda çok küçük oranda etkili.
Depresyon ile depresif olma farklı şeyler mi? arklılıktan da öte bir ayrımları vardır. Depresyonun belirtileri depresif belirtilerdir. Depresif belirtiler kimi zaman hepimizde görülür. Gün içerisinde depresif bir ruh haline bürünebiliriz. Kimi günler neşesiz, karamsar, tahammülsüz ve bakımsızızdır. Ancak bir sonraki gün bu durum geçebilir. Depresyonsa bir belirtiler topluluğu olup, yaşam kalitesini çok ciddi anlamda bozan, beyin biyolojisiyle ilgili son derece ciddi bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Depresyonda teşhis için depresif belirtilerin hiç aksamadan en az iki-üç ay boyunca devam etmesi gerekir.
Sonbahar depresyonu, en çok uzun bir yaz tatili geçirenleri seviyor. Tatilde güneşten bol bol faydalananlar, normalden biraz daha fazla içenler ve âşık olanlar ‘risk’ altında!
Sıcak, tasasız yaz günleri geride kaldı. Günler kısalıyor, güneş ışınları azalıyor. Yoğun iş temposu, okulların açılması derken sonbahar depresyonu birçok kişinin kapısını çalıyor. Prof. Dr. Arif Verimli, yaz tatilinden dönenleri yakalayan sonbahar depresyonuyla ilgili soruları yanıtladı.
Mevsimsel depresyon nedir? Tasasız yaz günlerinin geride kaldığı, sararan ağaçların yapraklarının yerlere döküldüğü, puslu, kararsız ve kapalı gökyüzünün ortaya çıktığı sonbaharda, depresyon görülme sıklığı diğer mevsimlere göre yüzde 60 artıyor. Vücudumuzun bir başka ritme alıştıktan sonra yepyeni bir biyo-psiko-sosyal ritme alışması sırasındaki geçiş dönemi beyin kimyasını etkiliyor. Bu, mevsimsel depresyona yol açıyor. Sonbahar depresyonu en sık görülen depresyonlardan biridir. Bunun iki nedeni var: Biyolojik ve psikolojik sebepler.
Biyolojik sebeplerden başlarsak… Yaz aylarında dünyaya dik gelen güneş ışınları gözümüz aracılığıyla kimyasal enerjiye dönüşüyor ve mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin artmasını sağlıyor. Göz, ışık enerjisini kimyasal enerjiye çeviren muhteşem bir organ. Mevsimsel özelliği olmayan bir denek grubunda, hastalara ışık terapisi uygulayarak depresyonlarında başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bir başka araştırmada depresyon hastalarında ışığın kesilmesiyle beynin ön ve yan kısımlarında azalma bulunmuştur. Dolayısıyla tüm bu deneyler şunu gösteriyor: Sonbaharda azalan güneş ışınları mutluluk hormonu serotonin salgılamasının azalmasına, beyin kimyasının değişmesine ve depresyona sebep oluyor. Aynı mevsimsel depresyon kışın da görülür. Ancak yaz mevsiminin hemen sonrasında olduğu için sonbahar depresyonu, kış depresyonundan daha sıktır.
Peki psikolojik sebepler? Özellikle ergenlerde yaz aşkları son derece önemseniyor. Zaten ergenliğin kendi biyolojisi depresyon yaratmaya müsaittir. Bu sebeple biten yaz aşkları son derece travmatik oluyor ve depresif ruh halinin belirmesine sebep oluyor. Eğer bu dönemde ergen desteklenmezse depresif ruh hali yerini depresyona bırakabilir. Ayrıca bilişsel algılamalarımız ve kavramlara yüklediğimiz anlamlar da yaz bitiminde sonbahar depresyonuna yakalanma riskini artırır. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz: Yaz sıcaktır. İnsanlar mutludur. Her yer rengârenktir. Yaz neşedir, güneş umuttur… Güz soğuktur. İnsanlar hüzünlüdür. Her yer sararır. Yapraklar bile ölür ve dökülür. Güz yaslıdır. Yağmur gözyaşıdır… İşte kavramlara yüklediğimiz bu anlamlar sonbahara depresif ruh katıyor. İnsanlar sonbaharda hüzünlü ve yaslıdır. Bu yaklaşım aslında gerçekçi değil ancak insanlar olaylara ve kavramlara yönelik önyargılarla kanaate varıyor. Ben, sonbahar depresyonunun biyolojik kökenine daha çok inanmakla birlikte psikolojik kökenlerinin de payı olduğunu düşünüyorum.
Sonbahar depresyonu daha çok kimlerde görülür? Tabii ki en çok genetik yatkınlığı olanlarda görülür. Bununla birlikte depresyona neden olan etkenlerde belirttiğimiz durumların tamamında rastlanır. Bunlara ek olarak nesne ve olaylara gerçeğinin dışında duygusal anlamlar yükleyenlerde, yazın güneş ışınlarından kimyasal enerji anlamında daha çok yararlananlarda, tatilde normal zamanlardan biraz daha alkol alanlarda ve eğlence anlayışı nedeniyle uyku düzeni bozulanlarda daha sık görülür.
Sonbahar depresyonu ne sıklıkta görülüyor? Tüm depresyon vakalarının yüzde 10′unu kapsıyor. Yaygın depresyon türlerinden biridir. 2004 yılında depresyon tanısıyla tedavi ettiğim hastalarımın yüzde 60′ının sonbaharda belirtiler göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda yaşadıklarını izledim. Bu oran 2003 yılında yüzde 65 olarak görülüyordu. Sonbahar depresyonu da diğer depresyon çeşitlerinde olduğu gibi kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor.
Depresyonun yaşı: 30-50
Depresyonun Türkiye’deki görülme oranı nedir? Depresyon çağın hastalığı. Dünya üzerinde tahminen 500 milyon kişi depresyonda. Ve bu rakam hızla artıyor. Çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubunda görülüyor. Depresyon ülkemizde en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıktır. Ülkemizde bir kadının hayat boyu depresyon geçirme oranı yüzde 24, erkeklerde yüzde 3′tür. Tedavi edilmeyen depresyon vakalarının yüzde 15′i intiharla sonuçlanıyor. Depresyon teşhisiyle tedavi edilen hastaların yüzde 75′i kadın, yüzde 25′i erkektir. Depresyonun en yaygın olduğu yaş 30-55 arasıdır. Meslek dağılımı olarak yüzde 35 oranında ev kadınları başta geliyor. Ev hanımlarını yüzde 18′le işçi ve işçi emeklileri, yüzde 15′le memur ve memur emeklileri izliyor. Bunu yüzde 12′yle özel sektör çalışanları, yüzde 10′la doğum öncesi ve sonrası depresyon yaşayan kadınlar, yüzde 10′la menopoz öncesi ve sonrası depresyon geçirenler takip ediyor.
Depresyonun tedavisi nasıldır? Son derece açık belirtileri nedeniyle depresyon çok kolay teşhis edilir. Depresyonun tedavisinde ilaç ve psikoterapi yöntemini kullanıyoruz. İlaç tedavisi en geçerli ve en gerçek sonucu veren yöntemdir. Günümüz tıbbı ve kimyasının ürettiği ilaçlar depresyon tedavisi için son derece başarılı sonuçlar almamızı sağlıyor. Profesyonel bir hekim hastalığın şiddetine, yaşına, cinsiyetine, kilosuna göre var olan ilaçlardan doğru bir kombinasyon seçerek çok başarılı sonuçlar elde edebiliyor.
‘İlaçlar şişmanlatmaz’
Peki ilaçlar uyku ve şişmanlığa yol açıyor mu? Hekimlerin en çok yorulduğu konu aslında bu. Hastalar kilo, uyku yapıyor gibi gerekçelerle ilaçları zamanında almıyor ya da yarıda kesiyorlar. Gerçek şu ki, verilen ilaçlar kilo yapmazlar sadece iştah açarlar. Uykuysa ilk zamanlarda ortaya çıkan bir etkidir. Zamanla ilaçlar böyle bir etki yapmazlar. Bu yüzden psikiyatristin verdiği ilaçların zamanında ve eksiksiz kullanılması gerekiyor. Bu şekilde depresyonu tamamen ortadan kaldırmak mümkün.
Gün ışığını kaçırmayın
Kendinizde depresif belirtiler var mı yok mu diye araştırın. Tatilden dönmüşseniz “Sonbahar depresyonuna yakalanır mıyım” diye sorun. Eğer böyle bir eğiliminiz varsa “Yaz boyunca dinlendim. Enerji depoladım. Artık tatile çıkmadan önceki gibi ‘tükenme sendromu’ yaşamıyorum” şeklinde kanaatler geliştirin. Yağmuru gözyaşı yerine bereket gibi, sararan yaprakları ölüm değil bir uyku gibi anlamlandırın.
Gün ışığından mümkün olduğunca faydalanın. Giderek kısalmaya başlayan günlerde mümkün olduğunca gün ışığına çıkın. Bulutlu günlerde bile sabah veya öğlen arasında 20-30 dakika dışarıda geçirmek çok faydalı olur.
Spor yapın. Günde 30 dakikalık aktif, tempolu bir yürüyüş yeterli olabilir.
Sağlıklı beslenin. İştahınız artsa da, karbonhidrat ve basit şekerlere fazla yüklenmemeye çalışın. Bol bol su için.
Çok uyumayın. Zorla da olsa kendinizi sabah yataktan erken kalkmaya teşvik edin.
Abartılı suçluluk duyguları, hiçbir şeyden zevk alamama ve uyaranlara herhangi bir tepki vermemeyle kendini gösteren melankoli, depresyonun en ağır biçimi. En önemli özelliği sabahları daha da şiddetlenmesi. Sık sık depresyonla karıştırılan ‘anksiyete’nin belirtileriyse uykuya dalmakta güçlük, konsantrasyon sağlayamama, nabzın hızlanması ve solunumda değişiklikleri
Mutsuzluk anlarını ‘Depresyona girdim’ diye yorumlamak yanlış. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Arif Verimli, “Alkolik bir koca, evde yatalak bir hasta, yüklü miktarda borç gibi dış kaynaklarla oluşan genellikle depresyon değil üzüntüdür” diyor.
Depresyon kronikleşir mi? Bir kez depresyon geçirip iyileşen birinin tekrar depresyona girme ihtimali var. Ama bu hastalığı geçirenlerde depresyon mutlaka tekrarlar anlamına gelmiyor.
Melankoli ve depresyon aynı şeyler mi yoksa farklı durumlar mı? Melankoli depresyonun daha ağır, yoğun ve şiddetli halidir. Tam bir hiçlik durumudur. Yüksek şiddette depresyondaki en son depresif ataktır. Melankoli, hayattaki tüm etkinliklerden hiç zevk almama, haz verebilecek uyaranlara tepkisiz kalma, sevilen birinin ölümü kadar acı çekme, aşırı ve abartılı suçluluk duyguları ve bu durumun sabahları daha kötüleşmesi şeklindedir.
Depresyon teşhisi konulan hastalara neler öneriyorsunuz? Kişiler hastalıklarını, hastalıklarının seyrini, ilaç kullanımıyla ilgili dikkat etmeleri gereken noktaları ayrıntılarıyla bilmeli. Burada hekime büyük görev düşüyor. Hekimlerin verdiği öneri ve bilgilere sıkı sıkıya bağlı kalmak depresyonun ortadan kaldırılması için büyük bir adımdır. Bu nedenle hastanın hastalığını tanıması, kabullenmesi ve doktoruna güvenmesi gerekir. İlaç saatlerine sadık olmak ve kendiliğinden ilacı kesmemek esastır. Etraftan gelen kanaatlere inanmamak, bilimsel olmayan hoca, üfürük gibi yöntemlerden medet ummamak gerekir. Depresyon bir beyin hastalığıdır ve tıbben tedavisi mümkündür. Bunun dışındaki alternatifler çözümsüzdür.
Biraz destekle tedavi mümkün
Hasta yakınlarına önerileriniz?En büyük önerim, depresyondaki yakınlarının hastalıklarını önemsemeleri, destek olmalarıdır. Bir süre hastadan ev işleri, günlük işlerde yardım beklememeleri lazım. Profesyonelden yardım almasını sağlamalılar. Depresyondaki bir kişinin yakını olmak zor bir durumdur. Ancak şu bilinmeli: Depresyon, tedavisi yüzde 100 mümkün bir hastalıktır ve birazcık destek, kişinin depresyondan çıkması için yeterli olacaktır.
Her mutsuzluk depresyon mudur? Mutsuzluk depresyon değildir. Mutsuzluk depresyonun sadece bir belirtisidir. Yaşanılan mutsuzluk anlarını “Ben depresyona girdim” şeklinde değerlendirmek yanlıştır. Özellikle de halk arasında mutsuz birine “Sen depresyona girmişsindir” deyip bir de kulaktan dolma bir antidepresan önerilirse bu noktada ciddi sorunlar ortaya çıkar.
Peki burada ayırıcı nokta nedir? Çok ince. Eğer ele gelir, objektif dış kaynaklar varsa büyük ihtimalle üzüntüdür. Mesela alkolik bir koca, evde yatalak bir hasta, ödenmesi mümkün olmayan borç, iflas, işin kötü gitmesi, kötü bir evlilik gibi dış kaynakların bulunması genellikle üzüntüdür. Ancak arka arkaya gelen üzüntüler depresyona yol açabilir. Eğer kişi uzun süredir kendini kötü hissediyorsa depresyon diyebiliriz. Fakat üzüntü ya da depresyon kararını bir uzmanın vermesi daha doğru.
Depresyonun tetikleyicileri
Depresyonun tetikleyicileri var mı? Stres, yaşam değişiklikleri, kişilik, beklentiler ve bunların karşılanmaması, kadınlarda âdet öncesi gerginlik, menopoz depresyona yol açan nedenlerdendir. Bir de depresyonu tetikleyen faktörler var. Bunlar tek başına depresyona neden olmaz ama bir araya geldiklerinde depresyon yaratma ihtimalleri vardır. Bu faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz: Eş ölümü, boşanma, evliliğin bozulması, hapis cezası, yakın bir aile üyesinin ölümü, hastalık veya yaralanma, evlilik, işten çıkarılma, emeklilik, aile üyelerinin birinin sağlığında değişiklik, hamilelik, cinsel sorunlar, iş değişikliği, finansal durum değişikliği, yakın arkadaşın ölümü, aile kavgalarının artması, ipotek, işteki sorumlulukların değişmesi, çocuğun evden ayrılması, okula başlamak veya okulu bitirmek, yaşam koşullarında değişme, çalışma saatleri veya koşullarında değişiklik.
Anksiyete nedir? Bu kelimenin tam olarak Türkçe karşılığı yoktur. Kaygı, telaş, endişe, heyecan olarak ifade edilebilir. Yaşamın sürdürülebilmesi ve uyum davranışının gelişimi için bunlar gereklidir. Ancak bir noktadan sonra bu duygular kişinin yaşamını olumsuz etkileyebilir. Yani anksiyete çiçeğe can veren su miktarıyla çiçeği çürüten su miktarı arasındaki çizgi gibidir. Anksiyetenin azı, vurdumduymazlığa, tembelliğe, hissizliğe yol açar, fazlası panik bozukluğuna, kişide fobilerin gelişmesine, takıntılara neden olur.
Çarpıntı, karın ağrısı ve ateş
Anksiyetinin belirtileri neler? Başlıca bedensel belirtiler arasında çarpıntı, kalp hızında artma, tansiyon yükselmesi veya düşmesi, yüz kızarması, nefes darlığı, yorgunluk hissi ve çabuk yorulma, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, terleme ve ateş basması sayılabilir. Sıklıkla gözlenen ruhsal belirtilerse, kontrolünü yitirme, aklını yitirme ve ölüm korkusudur. Tüm bu belirtiler, kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur.
Anksiyete ve depresyon arasında nasıl bir ilişki var? Kaygı bozuklukları olan insanlarda depresyon geçirme riski diğerlerine göre iki kat daha fazla. Depresyonda da anksiyetede de şu özellikler görülür: Uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk, halsizlik, enerji azlığı, ölüm veya intihar düşünceleri. Ancak depresyonla anksiyeteyi karıştırmamak lazım. Daha çok depresyona özgü olan birtakım belirtiler var: Sabah erkenden uyanma veya çok uyuma, sabah daha kötü hissetme, üzüntülü, çökkün yüz ifadesi, konuşmada yavaşlama, düşüncede yavaşlama, cevap verme süresinde uzama, yüz ve beden hareketlerinin azalması, kronik veya tekrarlayan ağrılar, üzüntü, suçluluk, umutsuzluk gibi. Anksiyeteye özgü belirtilerse uykuya dalmada güçlük, fobik kaçınma davranışı, nabız hızlanması ve solunum değişiklileri.
‘Yoga, reiki, NLP depresyonun ilacı değil’
Psikoterapi nedir? Ruhsal sorunların veya davranış bozukluklarının yok edilmesi için kullanılan yönteme psikoterapi deniliyor. Psikoterapi hekimle hastanın konuşması esasına dayanıyor. Hasta çocukluğunu, geçmişteki travmaları, olumsuz alışkanlıkları, duygusal çatışmalarını anlatır. İşte psikoterapi bu çatışmaları çözümler, kaygı ve gerginlikleri azaltır, ruhsal uyum düzeyini artırır. Bu diyalog seansları kişinin ve gelişme sürecinin önünde duran engelleri fark etmesini sağlayabilir. Bireysel terapi seansları genellikle 40-45 dakika sürer. Psikoterapi en basit ve anlaşılır haliyle beyin bilgisayarında hatalı işlem yapan duygu ve düşüncenin bir uzman tarafından doğrusuyla değiştirilerek doğru sonuç yani doğru davranışa çevrilmesidir. Beyni bir bilgisayara benzetmek mümkün. Nasıl ki bilgisayar uzmanları hatalı işlem yapan süreci formatlayarak bilgi işlem sürecini düzeltebiliyorlarsa psikoterapi uzmanları da beynin hatalı bilgi işlem sürecini doğru bilgilerle değiştirerek hastalığın tedavi edilmesini sağlar. Psikoterapi kahvehanelerde, kadınların sohbetlerinde dertleşerek içlerini dökmeleri şeklinde gelişen rahatlamadan çok farklıdır. Bir duygu ve düşünce değişikliğine yol açan pisikoterapi, psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde hekimlerin başvurduğu vazgeçilmez bir yöntemdir.
Peki kimler psikoterapi yapmalı? Depresyon tedavisinde psikoterapi ikincil düzeyde kullanılır ve etkili sonuçlar doğurur. Psikoterapi bir komşuyla veya bir dostla dert paylaşmaktan öte tedavi edicidir. Özel kural ve yöntemleri vardır ve bir meslek tecrübesi gerektirir. Bu nedenle psikiyatrist dışında kesinlikle psikoterapi konusunda eğitimi almamış hiç kimse psikoterapi yapamaz.
Depresyon söz konusu olduğunda alternatif tedavinin yeri var mı? Psikoterapi eğitimi almış klinik psikologlarının psikoterapileri dışında NLP, meditasyon, yoga, reiki, akupunktur, hobi kursları, kişisel gelişim seminerleri gibi yollarla depresyon tedavi edilemez. Tamamlayıcı dahi değildirler. Aksine kimi zaman hastalarımız üzerinde son derece olumsuz etkiler bırakarak hastalığı içerisinden çıkılmaz bir hale getirirler.
Depresyon sadece yetişkinlere özgü değil. Dört-11 yaş arası çocuklar da depresyona girer. Hatta bebeklerin zaman zaman depresyona girdikleri görülebiliyor. Bir bebeğin geçirdiği ilk depresyon, kardeş sahibi olmak
Özsaygı eksikliği, suçluluk duygusu, başarısızlık konusunda aşırı hassasiyet, öfke, sürekli karın ağrısı çekmek ve evden kaçma planları! Daha çok ergen ve yetişkinlere özgü bir hastalık olan depresyonun çocukları da etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Akif Verimli, çocuklukta görülen depresyonu anlattı.
Çocuklar da depresyon geçirir mi? Kesinlikle. Çocukların yüzde 5′inin depresyon geçirdiği biliniyor. Depresyon ağırlıklı olarak bir yetişkin psikiyatrik rahatsızlığı olmakla birlikte dört-11 yaş arası çocuklar da depresyona yakalanabilirler. Hatta bebeklerde bile depresyon görülebilir. Bir bebeğin geçirdiği ilk depresyon bir kardeşe sahip olmaktır.
Çocukluk çağındaki depresyon hangi belirtileri gösterir? Umutsuzluk, olağan aktivitelere olan ilginin azalması veya daha önce severek yaptığı aktivitelerden zevk alamama, sürekli bir can sıkılması, enerji eksikliği, sosyal soyutlanma, iletişim eksikliği çocuklardaki tipik depresyon belirtileridir. Ayrıca özsaygı eksikliği ve suçluluk duygusu, reddedilme veya başarısızlık konusunda aşırı hassasiyet, alınganlık, öfke veya düşmanlık davranışlarında artma da sık rastlanılan şikâyetlerden. Anne ve babaların sık sık baş ve karın ağrısından yakınmalara karşı dikkatli olması gerekiyor. Eğer çocuk okulda başarısızsa ve konsantrasyon eksikliği çekiyorsa bunun altında yatan neden depresyon olabilir. Çocuklarda depresyon şüphesi yaratan diğer belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz: Yeme veya uyuma alışkanlıklarında büyük değişiklik, evden kaçmakla ilgili sözler veya teşebbüsler, intihar veya kendine zarar verici davranış düşüncesi, sık sık üzüntülü olma ve ağlama.
Çizgi film bile izlemiyor!
Depresyon geçiren bir çocuğun davranışlarında nasıl değişiklikler olur? Arkadaşlarıyla, anne ve babasıyla iletişimi son derece zayıflar. Kötü giden olayların hepsinin kendinden kaynaklandığı fikrine kapılır ve sürekli kendini suçlar. İçine kapanır ya da son derece hırçınlaşır. Dikkati dağılır. İştahı kesilir. Bu dönemde tikler ve fobiler (korkular) başlayabilir. Ders başarısı düşer. Eskiden keyif aldığı bir şey örneğin çok sevdiği bir çizgi film bile ona keyif vermez. Kendisine değer verilmediğini, sevilmeyen çocuk olduğunu düşünmeye başlar. Bu dönemde çocuğun hırçınlaşması ve dikkatinin dağılması kimi zaman çocuğa ‘dikkat eksikliği ve hiperaktivite’ teşhisi konulmasına yol açar ve depresyon fark edilemeyebilir. Bu anlamda psikiyatristlerin ciddi bir analiz yaparak ilaç veya psikoterapi uygulamalarına başlaması gerekiyor..
Hiperaktiviteyle karıştırılıyor
Depresyon teşhisi konan bir çocuğa nasıl yaklaşılmalı? Öncelikle depresyonun bir beyin hastalığı olduğunu ve birincil nedeninin beyin biyolojisindeki değişiklikler olduğunu hatırlatalım. Nasıl ki çocuğumuzun bademcikleri şiştiğinde onları doktora götürüyorsak, bir beyin hastalığını da doktora götürmeliyiz. Çocuğumuzla bir yetişkin gibi mutsuzluğunu konuşabilmeliyiz. Eğer doktor ilaç tedavisi uygun görmüşse aksatmadan ilacını içirmeliyiz. Teşhis konulduktan sonra eskiye oranla daha ilgili olmak da çok etkili değildir. Önemli olan psikiyatristi dinlemek, çözümü bir uzmana bırakmaktır.
Çocukluk depresyonunun tedavisinde hangi yöntemler izleniyor? Ergen depresyon tedavisinden farklı değildir. İlaç tedavisi ve psikoterapi ya da her iki tedavi şekli bir arada çocukluk depresyonunun tedavisinde etkilidir. Ancak çocukluk döneminin kendine has hayat algılayışı nedeniyle onun dilinden konuşabilecek onu anlayabilecek tecrübeli bir yardım kapısı aranmalıdır. Çünkü yanlış teşhis konulabilir ve yanlış tedavi uygulanabilir. Depresyondaki çocuğa ‘uyum bozuklukları, öğrenme bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite’ teşhisi konulması yanlıştır.
Çocukları depresyondan uzak tutmak için nasıl önlemler alınabilir? Ailesinden aldığı eğitim bir çocuğun sorunlara katlanma potansiyelini de doğrudan etkileyebiliyor. Anksiyeteli yani telaşlı ve kaygılı bir annenin genellikle telaşlı bir çocuğu, takıntılı bir annenin genellikle takıntılı bir çocuğu, mutsuz ve sorun çözmede yetersiz olan bir annenin de mutsuz ve bağımlı bir çocuğu oluyor. İşte bu sebepler nedeniyle çocuk yuvaya verildiğinde, okula ilk başladığında, bir arkadaşı şehir değiştirdiğinde depresyona girebiliyor.
Sorun çözen çocuklar
Çocuğun depresyona eğilimli olmaması için onu yetiştirme tarzı çok önemli. Eğer olumsuz hayat koşulları karşısında sorun çözebilen ve katlanabilen bir zihniyet kazandırırsak olumlu bir adım atmış oluruz. Bütün imkânları önlerine sunmak depresyon için bir risktir.
Ergenlik dönemi depresyonunun belirtileri neler? Gençlerde sık görülen ruhsal rahatsızlıklardan biri majör (ağır) depresyondur. Bu durumda tanı konup tedavi edilmediği takdirde, hastalarda madde kullanma eğilimi artıyor, okul başarısı düşüyor ve toplumsal uyum bozuluyor. En önemlisi de intihar riski artıyor. Gençlerde depresyon, mutsuzluk, kendini eksik yetersiz, işe yaramaz hissetme, ebeveynlerle çatışmalar, huysuzluk, hayattan keyif almama, hırçınlık, saldırganlık, boşlukta olma hissi gibi belirtiler gösteriyor. Ayrıca yalnız kalma isteği, sebepsiz ağlamalar, aşk acısı yaşama, hayatı boş, anlamsız ve işe yaramaz bulma, gelecek kaygısı, asilik, kişisel ilişkilerde uyumsuzluk, kişilik karmaşası da sık rastladığımız belirtilerden. Araştırmalar genç yaşlarda ortaya çıkan depresyonun tekrarlama olasılığının ileri yaşlarda başlayan depresyonlara göre daha fazla olduğunu gösteriyor. Bütün bu nedenlerden dolayı gençlerde depresyonun tanınması ve tedavi edilmesi önem kazanıyor.
Çocuklarda eylül bunalımı…Uzmanlara göre sonbahar hüznü en çok yeni bir eğitim dönemine başlayan çocukları etkiliyor. Yaz tatilinden sonra yeniden düzenli ve disiplinli okul günlerine dönmek zorunda kalan çocukların çoğu kendini bu duruma hazır hissetmiyor. İşte Memorial Hastanesi psikiyatrlarından Dr. Melda Alantar’dan anne babalara tatil sonrası ipuçları.
- Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığının yerinde olduğundan emin olun.
- Okuldan gönderilen yazılı belgeleri inceleyin. Bunlar çocuğun öğretmeni, sınıfı, okul etkinlikleriyle ilgili önemli bilgileri içerir.
- Önemli günleri kişisel takviminiz üzerinde işaretleyin.
- Uyku ve yemek saatlerini yeniden düzenleyin.
- Çocuğunuzu sabah saatlerinde televizyon izlemek yerine yap-bozla uğraşma, boyama, kitap okuma gibi etkinliklere yönlendirin.
- Çocuğunuz küçükse ya da yeni bir okula başlıyorsa onunla birlikte okula gidin. Öğretmenle tanışmak, sınıf, yemekhane, bahçeyi görmek okul öncesi hissedilen endişenin azalmasını sağlar.
Ona sorumluluk verin
- Çocuğunuzun arkadaşlarıyla program yapmasını destekleyin.
- Ev ödevleri için uygun alan seçin. İlköğretim çağındaki çocuklar kendi odalarında veya evin sessiz bir köşesinde çalışabilirler.
- Okul eşyaları, anne-babanın okuması için eve gönderilen yazılı belgeleri koymak için bir yer belirleyin. Her akşam okul çantasının düzenlenmesinin çocuğunuzun sorumluluğu olduğunu hatırlatın.
- Yıl içinde öğreneceği bilgiler hakkında onunla konuşun.
- Eğer çocuğunuzun okula gitme konusunda endişeleri varsa beslenme veya okul çantasına onu yüreklendirecek, sevindirecek özel notlar yazıp bırakın.
Depresyon ve panik atak
ÖZGÜR GÖKMEN ÇELENK
Popularity: 1% [?]
YATAK ARKADAŞIM OLUR MUSUN?
16 Temmuz 2010 Yazan yonetim
Elele, Temmuz 2010 sayısında, son yıllarda ülekmizde de giderek yaygınlaşan “Yatak Arkadaşlığı” kavramını inceliyor. Dergiye göre Yatak arkadaşlığını çeşitleri bulunmakta. Yatak arkadaşlılığı kavramının ana yurdu ABD. Diğer ülkelerde de hızla yagınlaşan bu kavram, aşk olmadan sadece seks yapma anlamı taşıyor. Günü birlik, kaçamak yatak ilişkileri daha çok sosyo ekonomik üst katmanlarda görülmekte.
ÇEŞİTLER:
Teselli: Yıpratıcı bir ilişkiden sonra hasar görmüş bünyeler için etkili bir ilaç olabilir. Çivi çiviyi söker mantığında, geçiş döneminde bir ilişkinin tripleriyle uğraşmak yerine paylaşımın sadece seks olduğu bu ilişkiyi deneyebilirsiniz. “Two guys, a girl and a pizza’ dizisinde ‘Rebound love’ terimiyle işlenmiştir. Hasarlı bünye iyileşip yeniden sevgili ihtiyacı duymaya başlayınca sarpa sarabilir.
Kanka: Hiç o gözle bakmadığınız bir arkadaşınızla bir anda, bir kıvılcım ve ertesi sabah aynı yataktasınız. O malum geceyi unutmayı da seçebilirsiniz, arkadaşlığınızı yepyeni bir boyuta da taşıyabilirsiniz. ‘Seinfield’de Elaine ve Jerry bunu denemiş, hatta aralarında kurallar koymuşlardı. Fakat sonradan her şey daha da karmaşıklaşmıştı.
Seviyeli: İki kişi birbiri hakkında hiçbir şey bilmez, bilmek de istemez. Tek noktanın seks olması yeterlidir. ‘Sex& The City’de Carrie, seviyeli yatak arkadaşıyla sevgili olmayı denemiş ama başarısız bu deneme sonucunda seks partnerinden de olmuştu.
VIP: Sevgiliyle yatak arkadaşı arası bir durumdur. Tek paylaşım seks değildir; çiftimiz birlikte yemeğe, sinemaya hatta tatile bile gidebilir. Ama birbirlerini sahiplenmeleri belirli bir noktaya kadardır. İkisi de birbirinin hayatına müdahale etmez.
Ex’ten: Birbirine tahammülü kalmayan çift ayrılır ama seks yapmaktan vazgeçemezler. Hayatlarına birbirleri olmadan devam ederken, seks için arada bir buluşurlar. İki tarafın da beklentisi sadece seks ise ve yeniden bir araya gelme düşüncesi yoksa tercih edilmelidir.
Gizli: Çeşitlerin en kötüsüdür. İki taraftan biri, ilişkilerinin yatak arkadaşlığı durumunun ötesine geçmediğinin farkında değildir veya farkına varmak istememektedir. Paylaşımın, ağırlıklı sekse dayanmasını, aralarındaki tutkuya yormaktadır. Zaman içinde çaba ve şansla gerçek bir ilişkiye dönebilir ama bunun hiçbir garantisi yoktur.
Artılar
• Ciddi ilişkinin baş ağrılarından uzak light versiyonu
• Kıskançlığın terbiye edilmesi için başarılı bir eğitim süreci
• Sevgilisiz ego tatmini
• Tek bir kişiye saplanmak yerine aynı anda farklı kişilerle görüşebilme şansı
• Beğenilme kaygısı olmadan daha özgür seks
• İlişkiye zaman ayıramayacak olanlar için cinsel tatmin
Eksiler
• Duygusal tatminsizlik
• Kendini kullanılmış hissetme
• Toplum tarafından hoş karşılanmama kaygısı
• Aşktan beklentinin, seks dışında ortak noktalara kayması
• Duygular olmadan salt seks
• Yatak arkadaşına aşık olma riski
Popularity: 1% [?]
SEKSİN FAYDALARI
15 Temmuz 2010 Yazan yonetimBilim adamlarına göre, düzenli bir cinsel yaşam uzun ve mutlu bir hayatın kapısını aralayan önemli faktörlerden biri. Araştırmalar seksin, sağlık için birçok ilaçtan bile daha etkili… Düzenli aralıklarla yapılan seks, bakın nelere yararlı, işte seksle gelen mucizeler:
Kansere karşı korur: Haftada beşten çok seks yapan erkeklerde prostat kanseri riski üçte bir azalıyor. Cosmotürk’teki habere göre, bilim adamları, bunu kansere neden olan maddelerin meniyle birlikte atılmasına bağlıyor. Kadınların da düzenli seks sayesinde meme kanseri riskini azaltabileceği belirtiliyor.
Doğal ağrı kesicidir: Araştırmalar, seks yapmanın migren ağrılarını yok etmeye yardımcı olduğunu gösteriyor. Cinsel ilişki sırasında, beyindeki ağrıları kesen bölgede aktivite artışı yaşanıyor. Kadınların cinsel ilişki sırasında salgıladıkları ekstra östrojen regl dönemi ağrılarını hafifletiyor.
Genç gösterir: 3 bin 500 kişi üzerinde 10 yıl boyunca yapılan bir araştırma, haftada en az üç kez seks yapanların daha az yapanlara oranla 10 yaş genç göründüğünü gösterdi
Depresyon Sıarsında: Güvendikleri partnerle prezervatif kullanmaksızın cinsel ilişkiye girmek, kadınların depresyona girme ihtimalini azaltıyor. Bilim adamları, spermde bulunan prostoglandin hormonunun depresyona yol açan hormonların dengelenmesine yardımcı olduğunu belirtiyor.
Kalbe çok yararlı: Haftada iki veya daha fazla seks yapan erkeklerde kalp krizi riski yarı yarıya azalıyor. Orgazm sayısı arttıkça ömür de uzuyor
En iyi egzersiz: Her cinsel ilişkide ortalama 200 kalori yakılıyor. Tahrik durumunda nabız dakikada 70′den 150′ye çıkar. Kaslar çalışır; karın, bacak, kol ve kalça sıkılaşır.
Yaraların kapanmasına yardımcı olur: İsveç’te yapılan bir araştırmada, seks sırasında salgılanan oksitosin hormonu enjekte edilen deney hayvanlarının yaralarının diğerlerine göre iki kat hızlı iyileştiği görüldü.
Direnci artırır: Haftada bir-iki kez seks yapmak, virüslere karşı savaşan ve bağışıklık sistemini güçlendiren immunoglobin A antikoru seviyesini yüzde 30 artırıyor
Popularity: unranked [?]
Julia Aleksandratu'nun Yükselişi
05 Temmuz 2010 Yazan yonetim
YUNANİSTAN’I KARIŞTIRDI ZİRVEYE OTURDU

Porno filmin DVD kasetleri 4 milyon avro değerinde satış rakamına ulaşınca büyük üne kavuşan manken ve şarkıcı Julia Aleksandratu yeni bir seks skandalıyla bu kez silahlı kuvvetleri karıştırdı.
Yunan Genelkurmayı olayla ilgili soruşturma başlattı. Skandalın kahramanları ise üst düzey bir siyasetçinin oğluyla, porno filmiyle ülkenin gündeminden düşmeyen bir şarkıcı…
Yunanistanda skandala neden olan Julia Alexandratou adlı manken-şarkıcı daha önce haberlere konu olmuştu.
Yunanistan’da Papandreu hükümetinin 4.8 milyar avroluk ek kemer sıkma tedbirleri yüzünden ciddi geçim sıkıntısına düşüp sokaklara dökülen ve ülkede sosyal patlamanın kaçınılmaz olduğuna inanan Yunanlılar, Julia porno CD’sini almak için dört günde 4 milyon avro harcaması haberleri dünya basınana ilginç bir şekilde yansımıştı.
Julia Alexandratou adlı manken-şarkıcının eski sevgilisiyle bir otel odasında bilgisi dahilinde kaydedilen ancak piyasaya sürüleceğinden habersiz olduğunu söylediği porno CD, 20 avrodan gazete bayilerinde satışa çıkarıldı. CD bir haftada tam 200 bin adet sattı…
Son olarak Yunanistan Askeri Müze’deki seks skandalıyla gündeme geldi. Manken-şarkıcı Julia Aleksandratu ile ana muhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi’nin Genel Sekreteri Lefteris Zagoritis’in oğlu Geramisos’un Atina Savaş Müzesi’nde birlikte olduğu iddia edildi.
Popularity: unranked [?]
BİTKİLERLE ZAYIFLAMA MÜMKÜN MÜ?
28 Nisan 2010 Yazan yonetim
Beslenme ve sağlık ilişkisi bilinen bir gerçek. İçinde bulunduğumuz mevsimden itibaren özellikle kadınların, dış görünüşleriyle ilgili beklentileri yükselmekte. Kimi kadın, spor salonlarında form tutmaya çalışırken kimisi de diyet haplarıyla zayıflamaya çalışmaktadır. Esasında her insanın metobolizma farklılığı vardır. Bu nedenle kilosu normal sınırların epeyce üstünde olan insanların bir uzman gözetiminde çalışması ve bilmediği hapları kullanmaması gerekmektedir.
En iyi beslenme doğal beslenmedir. Bununla birlikte meyve ve sebzelerin dengeli tüketilmesi en doğru olanıdır. Mevsiminde çıkan meyve ve sebzelerin dikkatli kullanımı ile birlikte tutarlılıkla uygulanmış bir egzersiz programı sağlıklı bir görünüm için çok önemlidir.
Sebze ve meyvelere hatta baharatçılarda satılan çeşitli besin kaynaklarına aşırı güvenmek doğru değildir. Bu tarz bir zayıflama veya form tutma çabası kesinlikle bir diyet uzmanı veya hekim tarafından kontrol edilmelidir. Her derde deva olduğu belirtilen bileşikler, farklı sorunların oluşmasına neden olur.
Popularity: unranked [?]
45 YAŞINDAKİ GÜZEL
07 Nisan 2010 Yazan yonetimTeri Hatcher NEFES kESİYOR
Bu kadın için 45 yaşında demek inandırıcı değil. Gerçekten Teri Hatcher genç kızları kıskandıracak bir vüücuda sahip olduğunu Hawaii tatili sırasında gösterdi. ‘
‘Desperate Housewives’ isimli diziyle üne kavuşan Teri Hatcher, Hawaii’deki tatilinde güzel vücudunu bir kez daha sergiledi.. 45 yaşındaki ünlü oyuncu, gün boyunca yüzdü ve güneşlendi. Teri Hatcher, ızgara, sebze ve meyveyle beslendiğini, ayrıca spor yaparak formunu koruduğunu söylüyor.
Devamını oku »
Popularity: unranked [?]




